(Göz önünde bir hayat şeridi gibi)
Bembeyaz bir hastane odası…
İlk çığlık yankılanır;
Anne yorgun, baba ürkek, dünya sabırsızdır.
Minicik eller sımsıkı tutar hayata,
Zaman başlar yürümeye,
Bebek odasındaki gece lambasının solgun ışığında.
Süt kokar perde, masal kokar duvar…
Ve yaşam, göz kırpar ilk uykunun kıyısında.
Kameralar döner:
Bir okul bahçesi… Bir mektup… Bir bakış…
Aşk düşer yüreğe,
Rüzgârda savrulan saçlar gibi telaşlı,
İlk kez hızlı atar kalp,
İlk kez yavaşlar zaman.
Ev kurulur, masa kurulur, çocuk sevinciyle hayat kurulur.
Bir gülüş annede çoğalır,
Baba omzuyla gölge olur yaz güneşine.
Sahne kararır.
Dosyalar, kartvizitler, kalabalık masalar…
İnsan büyür ama bazen küçülür içinde.
Cüzdan dolar, gözaltı çöker,
Dostlar azalır, sesler kısılır.
Telefon susar bir akşam,
Ve eski bir fotoğraf düşer yere…
Gülümseyen bir geçmiş gibi şimdiye küskün.
Kapanış sahnesi…
Bir mezarlıkta rüzgâr eser,
İsim silinmiştir taştan ama
Bir çocuk hâlâ anlatır: “Dedem iyiydi.”
İyilik kalır,
Bir çift eski çorapta,
Bir kitap arasında saklanan notta,
Bir dua gibi…
Çünkü insan unutulur,
Ama iyilik yankılanır zamanın sonsuz boğazında.
Yazar Albert Yetkin’in eserlerinden…